Sözlü Gelenekler ve Folklor

Sözlü Gelenekler ve Folklor
Kültür Kenti olmanın sorumluluğuyla adından her zaman söz ettiren şehir müzeleriyle, kültür merkezleriyle, kültür yoluyla ve restore edilen birçok taşınmaz varlığıyla geleneksel kent kültürünü en iyi şekilde yaşatmaktadır.
Taşınmaz kültürel zenginliği içinde en önemli yere sahip olan halk oyunları geçmişi günümüzle buluşturan önemli kültür öğesidir. Gaziantep Yöresel Halk Oyunları zengin müziği, rengarenk kostümü ve her birinde farklı duyguları ve yaşanmışlıkları anlatan oyunlarıyla Gaziantep Kent Kültürünün vazgeçilmez bir öğesi olmuştur.
Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Daire Başkanlığı bünyesinde bulunan ve yıllarca bu zengin kültür öğesini Gazianteplilere anlatmaya, öğretmeye ve coşkusunu Halk Oyunlarını izlemeyi sevenlere aktaran topluluğumuz son yıllarda sadece Gaziantep yöresinin renklerini öğretmekle kalmamış Efeler diyarı Ege’nin İzmir Zeybeği, Karadeniz in hırçın Artvin oyunlarını ve Mistik Doğu‘nun sert ama bir o kadar narin Adıyaman yöresi oyunlarını öğretmeye devam etmektedir.

Hıdırellez yada Hıdrellez, Türk dünyasında kutlanan mevsimlik bayramlardan biridir. Ruz-ı Hızır olarak adlandırılan Hıdırellez günü, Hızır ve İlyas’ın yeryüzünde buluştukları gün olduğu sayılarak kutlanmaktadır.[1] Hıdırellez günü, Gregoryen takvimi (Miladi takvimi)ne göre 6 Mayıs, eskiden kullanılan Rumi takvim olarak da bilinen Jülyen takvimine göre 23Nisan günü olmaktadır. 6 Mayıs’tan başlayıp 4 Kasım’a kadar olan süre Hızır Günleri adıyla yaz mevsimini, 8 Kasım’dan 5 Mayıs’a kadar olan süre ise Kasım Günleri adıyla kış mevsimini oluşturmaktadır. Bu yüzden 5 Mayıs günü gecesi kış mevsiminin bitip sıcak yaz günlerinin başladığı anlamına gelmektedir.Hıdırellez'in UNESCO'nun 'İnsanlığın Somut Olmayan Kültür Mirası Listesi'ne alınması amacıyla 2010 yılında çalışmalar başlatılmıştır. Gaziantep’te Alleben bölgesinde, belli ritüeller yapılarak dileklerin kabul olacağına inanılır. Bu dilek kağıtlarının suya atılması ile gerçekle zeceyine inanılır.
Hıdırellezde bir kağıda kişi tüm dileklerini yazarak suya (Alleben deresine) atıldığında dileklerin gerçekleşeceğine inanılır.

Yün Yıkama Çeyiz olarak kız tarafından gelen, yorgan, mindel, döşşek, yastık vb. gibi eşyaların içinde bulunan koyun yününün akarsu veya derede yıkanması olayıdır. Gaziantep ağzında “yüng yuma” olarak geçen bu aktive, genelde her yıl tekrarlanır. Çoğu aile artık yüne para vermiyor. Aslında yün olayında ciddi bir emek söz konusu. Çünkü kız annesi kızın çeyizi düzerken, bir dünya yün alır, yorgan malzemesi alır günlerce haftalarca emek verir, diker, biçer çeyizlik hazırlr. Tabii bir de her yıl yünün yıkanmasının zahmeti var. Ancak son yıllarda emeğe değer kalmadığı için, artık herşey para ile hazır satın alınıyor. Yün yerine, elyaf marka yorganlar, döşekler tercih ediliyor.Peki yün neden yıkanıyor. Yün koyun ürünüdür. Dolayısı ile bakımı, temizliği, havalandırılması yapılmadığı taktirde koku yapar ve pistir. Bu yüzden hemen her yıl yıkanması gerekiyor.Yün yıkama ritüeli için önce kadınlar kendi arasında teşkilatlanır. Eşe dosta, konuya komşuya, eltiye görüme(görümce) haber verilir. 10-15 Kadın Erkeklerin de nezaretinde toplanıp, taşlık ve eğitimli akarsu bulmak için Gaziantep’in muhtelif yerlerine giderler. Genellikle nafak, karpuzatan, sazgın, sakçagözü vb. yerler yün yıkamak için idealdir.(*) Suyun akarsu olarak istenmesinin sebebi, yıkanan yünün pisliği su ile birlikte akıp gitmesinin arzulanmasındandır.

Gaziantep’te evlenme ve düğün adetleşme ve düğün


Evlenme toplumsallaşma sürecinin en önemli aşamasıdır. Kız ile erkeğe yeni bir toplumsal statü kazandırması ve aileler arası dayanışma sağlaması açısından önemlidir. Ayrıca evlilik törenleri adet, gelenek ve göreneklerin zengin bir şekilde yansıtıldığı önemli törenlerdir.

Düğüncü Gezme
Evlilik çağında oğlu olan anne ve baba her açıdan kendi ailesine denk olan bir ailenin kızına bakmaya gitmesidir (dünürcü). Önceden kız ve ailesi soruşturulur sonra da haberleri yokmuş gibi kız evine gidilir. Eğer kızı beğenirlerse kızı oğlana gizlice gösterirler. Oğlan da kızı beğenirse oğlan evi tekrar bir çay ya da kahve içmeye geleceklerini söyleyerek kız evinden ayrılır.

Düğün Gitme
Düğün gitme kız isteme işlemidir. Evlenecek oğlanın annesi yanına birkaç bayan daha alarak kızın evine gider. Sohbet sırasında ‘Sizinle akraba olmak istiyoruz.’diye söz açılır. Fakat kızın ailesi bu isteğe hemen cevap vermezler. ‘Biraz düşünelim.’ diye cevap verirler. Sonra oğlanın ailesini araştırırlar ve aile büyüklerine danışırlar. Aile büyükleri onaylıyorsa ‘Kısmetse olur diyelim.’ diye cevap verirler. Aslında bu söz kızımızı size veriyoruz anlamındadır.

Söz Alma
Düğür gittikten birkaç gün sonra kız evinin haber göndermesiyle kararlaştırılan günde oğlanın anne babası ve aile büyükleri kız evine giderler. Onlar gitmeden evvel kız evine yiyecekler gönderir. Aslında söz alma kadınlar arasında verilen sözün erkekler tarafından da onaylanmasıdır. Bu arada kıza alınacak eşyalar, verilen vaatler konuşulur.

Kalın
Kalın; kız babasına kızın çeyizine harcanmak üzere oğlanın verdiği paradır. Daha doğrusu bilinen adı başlık parasıdır. Günümüzde bu adet ayıp karşılanmaktadır.

Beklik Takma (Nişan)
Nişan yüzüklerinin takıldığı törendir. Nişandan önce alışverişler yapılır. Gerekli bütün yiyecek ve giyecekler kız evine gönderilir; çünkü nişan kız evinde yapılmaktadır. Nişan dönemi uzun sürerse kız evine bayramlarda kurbanlık ve şeker gönderilir.

Yatak
Yatak, imece usulü ile yapılan yardımlaşma ve eğlenme günüdür. Kız evinde yapılır. Oğlan ve kız evinden gelen hanımlar çeyizleri hazırlar aynı zamanda yer, içer, eğlenir.

Çeyiz
Gaziantep’te kız çeyiziyle özdeşleşmiştir. Bu nedenle çeyiz törenleri çok önemlidir. Çeyiz gününden önce yatak günü hazırlanan çeyizler kız evinde toplanır. Çeyiz günü ise bu çeyizler davulla zurna kız evinden alınarak oğlan evine götürülür. Çeyiz sandığı götürülürken kızın varsa erkek kardeşi yoksa erkek kuzeni sandığın üzerine oturur ve oğlan evinden harçlık ister. Harçlığını aldıktan sonra sandığın üzerinden iner ve çeyiz taşıma işlemi başlar. Bu arada kız evinden bir canlı çiçek veya başka bir eşya da götürülür. Bundan sonra gelin evi dizilir. Çeyiz dizilirken kız evinden gelen misafirlere yemek olarak çeyizinde eğer antep işi denilen antika işlemeler varsa lahmacun yoksa mercimekli köfte yapılır. Bu davranış ‘ Kızınızın çeyizi bizim istediğimiz gibi değildir.’anlamındadır.

Kına Gecesi
Genelde düğün gününden bir gün önce hem erkek evinde hem kız evinde yapılır. Oğlan tarafı kına gecesinden önce kız evine kına gönderir. Kına yoğrulur, hamur haline getirilir. Sonra da küçük küçük yuvarlanarak kına tepsilerine dizilir. Üzerlerine mumlar dikilir. Oğlan evi kendi evinde eğlendikten sonra kız evine giderek kınayı ister. Yolda türküler söylenir, halaylar çekilir, ‘yaaahh, yaaahh’ diye sevinç naraları atılır.Gaziantep’te kına hem kıza hem de damada yakılmaktadır. Çeşitli yazılı ve sözlü kaynaklara göre bu gelenek çok eskilere dayanmaktadır. Kına geceleri düğün eğlencelerinin doruğa ulaştığı gecelerdir. Eskiden daha çok çarşambayı perşembeye bağlayan gece yapılan kına gecesi günümüzde çoğunlukla cumartesiyi pazara bağlayan gece yapılmaktadır. Kına gecesinin olacağı gün damadın evinden akrabası olan bir iki kişi çoğunlukla annesi, ablası veya yengesi çarşıdan kınayı alarak kız evine götürür. Kız evinde kız ve arkadaşları bir araya gelerek türkü ve maniler eşliğinde, başı bütün bir genç tarafından kına yoğrulur ve iki tepsiye taksim ederek akşama hazırlanır. Kına tepsilerinin çiçek ve yeşil dallar ile süslenmesi adettendir. Bir başka görüşe göre ise, “Kınayı oğlan evi hazırlar. Geniş ve işçiliği iyi bir bakır tepsiye 8–9 topak kaz yumurtası büyüklüğünde kına yoğrulup konur. Etrafı renkli mumlarla ve çiçeklerle süslenip gününde okuyucu tarafından kız evine törensiz olarak gönderilir"şeklindedir. Akşam damat evinden kına alıcıları gelip damadın kınasını alıp gittikten sonra kızın kınası yakılmaya başlanır. Gelinin sağdıçlarından birisi kızın kınasını yakarken, diğer sağdıç daha önceden topaklar halinde hazırlanmış kınayı misafirlere dağıtır. Kına yakılırken gelinin üstüne giydiği giysilerin yeni ve ilk defa giyiliyor olmasına dikkat edilir. Gelin olacak kız sert bir yastığın üzerine oturtulur, yüzüne büyükçe bir namaz bezi örtülür ve ellerine kına yakılır. Gelin ile birlikte toplulukta bulunan bütün gençler ellerine kına yakarlar. Kına ve duvak bakireliğin simgesi sayıldığından, elinde kına olmayan kıza dul gözü ile bakılır. Bu nedenle kına mutlaka yakılmalıdır. Eğer kına yakılan toplulukta dul olan kimse var ise dulun eline kına yakması hoş karşılanmadığından kına yakılmaz.

Damadın ve gelinin sağdıçı vardır. Kına ve düğün günü gelinin ve damadın bütün ihtiyaçlarını sağdıçlar karşılar. Kına geline ve damada sağdıçlar tarafından yakıldıktan sonra sağdıçlara da yakılır. ‘Abbisi yani darısı da sağdıca olur inşallah.’ diye nara atılır.

Gelinçi (Düğün)
Gelinçi kadın günüdür. Sadece kadınlar vardır. Bu adet günümüzde sadece köylerde uygulanmaktadır.Düğün günü oğlan evi ‘Mahsere kazanları’ denilen kazanlarda yemekler yaparak gelen misafirleri ağırlar.

Maşta
Gelinçi günü her şeyi organize eden ve misafirleri ağırlayan kadına maşta denir. Maştanın aldığı kararlara herkes uymak mecburiyetindedir.

Nikah
Nikâh için kız babasına vekâlet verir. Baba kızına üç defa ‘Bana vekâlet veriyor musun?’ diye sorar. Baba camiye gider ve nikâh kıyılır. Günümüzde nikâhlar evde kıyıldığı için vekalet verilmemektedir.

El Öpme
Düğünden birkaç gün sonra kız evi oğlan evine misafirliğe gelmeleri için haber gönderir. Burada amaç oğlanın kaynanası, kayınbabası ve diğer akrabalarını tanımasını sağlamaktır. Kız evinde yenilip içilip eğlenilir. Damat kayınbabasının elini öper. Kayınbaba damada değerli hediyeler verir.

Köskaltı
Bu adette ise oğlan evine gidilir. Gelin kayınbabasının elini öper. Hediyeler alır. Akrabalar birbirini daha iyi tanıma imkânı bulur.
Günümüzde evlilik gibi kutsal bir kurumun bozulma nedenlerinden biri de hoş olan bazı adet, gelenek ve göreneklerimizi unutmamızdır bence. El öpme adetlerimizi unuttuğumuz için akrabalar arasında saygı ve sevgi kalmamıştır belki de. Yatak biçme günleri olmadığı için aileler arasında dayanışma yoktur kim bilir.

İşe değişik bir açıdan daha bakmak gerekli bence. Düğürçü gezme âdetinin günümüzde unutulması iyi oldu zannımca. Çünkü genç bir kız için bundan kötü bir durum yoktur. Satılık mal gibi müşterilerin beğenisine sunuluyorsun. Bir de kendini bilmez biri geldiyse vay haline. Burun kıvırmalar, aşağılamalar, dedikodular… Çok sinir bozucu olsa gerek.

Kız evi oğlanı ve ailesini beğenmezse ve o kız başka biriyle evlendiyse tavır şu : ‘Vaktiyle bu kız benim oğlumun peşinden çok koştu da benim oğlum yüz vermedi.’ Sanki kızın kapısına gelen kendileri değilmiş gibi. Günümüzde öyle mi? Kız ile erkek görüşüyor. Birbirini beğenmezlerse sen yoluna ben yoluma.